Bounce Rate Ne Olmalı?

Geçtiğimiz ay içerisinde ülkenin önde gelen şirketlerinden birinin genel müdüründen duyduğum övünç dolu ‘bizim bounce rate’imiz çok iyi; %10’lar seviyesinde‘ cümlesiyle aklıma gelmişti; bu güne kısmetmiş konuyu yazmak.

İçimden ‘ee büyümediğinin, farkında mısın?‘ diye geçirmiştim..

Bounce Rate yani, 2nci bir sayfa açamdan siteden ayrılma oranı (çöp ziyaretçi) dijital pazarlamada sık kullandığımız performans metriklerinden biri. ‘Ne kadar az, o kadar iyi’dir sıklıkla.. Ama her zaman da değil; bu yazıda onu vurgulamak istiyorum.

Bilirsiniz; cost-efektif dijital pazarlamanın olmazsa olmaz modellerinden biri, organikle yahut çok doğru hedeflenmiş, ince elenip sık dokunmuş kampanyalarla ziyaretçi çekip, re-marketing yani yeniden pazarlamayla gol atmak üzerine kuruludur.

Ama ve lakin, ‘bounce rate artacak, çöp ziyaretçilere re-marketing yapıp paramızı çarçur edeceğiz‘ endişesi bir noktadan sonra firmayı büyüyememe noktasına getiriyor; ve ben bu bilinçsizlik yüzünden batan koca koca firmalar tanıyorum.

Bounce Rate ne olmalı?‘dan çok, ‘Bounce Rate ne olmamalı?‘yı konuşmalıyız belkide.

%10 bounce rate ile mevcut ziyaretçileriniz çok doğru kişiler olabilir; kabul. Ama aynı zamanda, pazardaki diğer potansiyel alıcılara ulaşamıyor demek de olursunuz sıklıkla. O bounce rate’i arttıracağını düşünerek kapısını çalmadığınız kitleler arasında, hali hazırdaki ziyaretçileriniz kadar olmasa da yine de satış potansiyeli olan kişiler mevcut biliyorsunuz. (‘nereye kadar esneteceğiz bu hedef kitleyi?’ sorusunun cevabı yine CLV yani ‘bir kişinin yarattığı toplam değer’ kavramında gizli)

Trendyol neden metro durakları gibi ortalama profildeki lokasyonlarda bilboard kiralıyor mesela?

%90 Oranında verimli ziyaretçi çektiğiniz kitle/kanal ile hedeflediğiniz hızda büyüyorsanız, yahut işler tıkırındaysa tamam, susarım orada. Ama değilse; bilinçsiz bir dijital pazarlama kurgusuyla koca şirkete yazık ediyorsunuzdur muhtemelen. İşletmeyi hayatta tutacak hızda büyüyebilmek için, atıyorum %30 verimli müşteri sunan havuzlara da ulaşmak gerecektir zaman içerisinde .

Daha detaya inip, dikkatli düşünün lütfen; potansiyel fırsatlardan, büyümeden, doldurmadığınız alanlardaki fırsat maliyetinden söz ediyorum esasında.

Konuyu biraz dağıtır gibi olacak ama; omnichannel’daki stok kullanım stratejisi geldi bakın burada aklıma; Trabzon mağazasında tek kalan gömleğin satış potansiyelinden neden .com satış kanalı ve hatta mümkünse İzmir Alsancak mağazası da  faydalanmasın ki örneğin?

Aslında her iki konu da +1 büyümeye odaklanıyor nihayetinde. O gömleği İzmir mağazasının satması elbette bir ek maliyet nihayetinde (yani daha verimsiz bir satış gibi görünebilir ilk bakışta); ama o ek maliyetleri bilinçle yönetip pazardaki fırsatları görmezseniz de büyüyemiyorsunuz işletmenizi hayatta tutacak hızda.

Bounce rate mevzunda sektör bazlı, cihaz bazlı vs tonla global araştırma var; interneteki ücretsiz kaynaklarda dahi bulabilirsiniz bu ortalama çöp ziyaretçi istatistiklerini. Ama şu da aklınızda kalsın isterim; dijital pazarlamaya konu olan hemen hemen tüm rakamlar, sektör sektör değiştiği gibi, marka marka hatta ürün bazlı dahi değişir. Zira satılabilirlik, kalite, hizmet, beklentiyi karşılayabilme gibi matematik dışı faktörler de bu rakamlar üzerinde çok ama çok net etkilidir.