Lojistik Firmalarının E-ticaret Girişimleri

Teslimat ve iade süreçlerindeki maliyetler e-ticaret’in en kıymetli çıkmazlarından biliyorsunuz.

Bilhssa hazır giyim gibi kar marjı düşük ürün gruplarında, e-ihracatta ve “ticari rekabet = fiyat kırmak”tır algısını kafasına kazımış memleketim gibi pazarlarda(her pazar öyle değil emin olun) kargo ve depolama süreçlerindeki maliyetleri optimize edebilmek, hayati öneme sahip.

Marka değeri yahut fiyat avantajı olduğu müddetçe, iyi ya da kötü ticaret her zaman olacaktır; ama gün sonundaki kazanca odaklandığımızda hep bir tatminsizlik, hep bir “abi ne dersen de; e-ticaret küçük bir enstruman, fiziksel mağazalar başka”, yahut “kargocuyu, ajansı, parazitleri onu bunu zengin ettik; hani bana?” yakınması..

Teslimat maliyetleri karlılık üzerinde böylesi belirleyici olunca da, kargo firmalarının yönetim kurullarındaki e-ticaret fikirleri gün be gün daha yüksek tonda söylenir oldu tahmin edersiniz. Şimdi peşi sıra geliyor girişim haberleri; dev kargo firması x kendi alışveriş sitesini kurmuş, y firması z pazarının hepsiburada’sı olmayı hedefliyormuş vs vs.

Setmoda n bilineni, duymayan kalmamıştır sanırım (hayırlı olsun inşaallah).

Pazar daha çooooook girişime ekmek yedirecek, orası muhakkak. Kargo avantajı, diğer süreçler de doğru yönetilebilirse kıymetli bir artı değer; orası da doğru. Ama “pazardaki bu boşluk, cebinde her para olana kollarını sonuna kadar açacak mı?”, “taş yerinde mi ağırdır?” yoksa “yoldaki dev çukurlar vız mı gelir yeterince gücü(parası) olana?” orada yine enteresan şeyler söylüyor iç sesim.

E-ticaret, her ayağının aynı güçte ve tutarlılıkta yere basması gerereken bir masa misali. Operasyon süreçleri, pazarlaması, satış tarafı, müşteri yönetimi, karlılığı, IT’si, ürünleri, sermaye desteği vs vs…. Aksi hep bir dengesizlik, hep rezalet..

Tek bir masa bacağındaki avantaja güvenip (ürün, pazarlama avantajı, teknik taraftaki bilgi, network vs) 3ncü kişilerin/ajansların/çakalların gazıyla maceralara atılmak da, benim 10 sene kadar önce tecrübe ettiğim bir hatayı anımsatıyor.

Ayaklar yere yeterince sağlam basıyorsa, konuya hakkı olan ehemmiyeti verebilecekseniz(canınızın yanacak; yanmıyorsa sorun var o planda), yahut can alıcı riskleri siz almayacaksanız sorun yok; yatay büyüme candır… Ama şüphe varsa şayet ayaklarınızın yere basışında; bazen “odağı dağıtmamak / mevcudu geliştirmenin” daha doğru bir strateji olduğunu düşünüyorum ben; ki ‘dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olunmasın’.

Lakin; “çok paranın” neler yapabileceğini, yahut neler yapıyormuş gibi gösterebileceğini de gayet yakından biliyorum; büyük konuşmayayım.

DANIŞMANLIK ALMAK İÇİN TIKLAYIN

You may also like

Bir cevap yazın